Misak-ı Milli Nedir? Misak-ı Milli Kararları ve Sınırları

Misak-ı Milli Nedir? Misakı Milli Kelime Anlamı

Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı döneminde ülkenin sınırlarını belirleyen 6 maddeden oluşan bir beyannamedir. 28 Ocak 1920’de ilan edilmiştir.

Misak-ı Milli

“Bağımsızlığı sadece halkın idaresi ve gücü kurtarabilir.” Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlığı böyle anlatmıştır. Misak-ı Milli, Türkiye’nin bağımsızlığında önemli rol oynayan tarihi bir olgudur. Bu yazımızda Misak-ı Milli nedir? Misakı Milli kelime anlamı nedir? Misakı Milli nasıl yazılır? sorularının yanıtlarına yer verdik.

Kısaca Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı veya Milli Mücadele döneminde ülkenin sınırlarını belirleyen 6 maddeden oluşan bir beyannamedir. Misak-ı Millî’nin günümüz Türkçesindeki karşılığı Milli Yemin olarak bilinmektedir. Misak-ı Milli’nin ilan tarihi 28 Ocak 1920‘dir.

Büyük bir savaştan çıkan Osmanlı Devleti’nin toparlanma çabalarını simgeleyen Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920’de son kez toplanıp Milli Mücadele’nin ve yeni bir devletin temellerini atmıştır. Asıl amacı, Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti ile yapılacak olan görüşmelerde halkın kabul edeceği barış şartlarını belirlemektir. Bu görüşmede kabul edilen Misak-ı Milli ve kararları hem önemli olayların sonucu hem de bir devrimin başlangıcı olmuştur.

Misak-ı Milli Nedir?

Misak-ı Milli ne demek? Misak-ı Milli, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı başlangıcında ortaya çıkmış bir kavramdır. Ulusal Ant veya Ulusal Yemin olarak da günümüz Türkçesine aktarabileceğimiz Misak-ı Milli bir yönüyle Türkiye’deki İstiklal Mücadelesi’nin manifestosu veya önsözü olarak da adlandırılabilir. Politik bir bildiri olan Misak-ı Milli, Osmanlı Devleti’nin parlamentosu olan Meclis-i Mebûsan’da 28 Ocak 1920’de oy çokluğu ile kabul edilmiştir. 17 Şubat 1920’de halka açıklanan Misak-ı Milli kararlarının o dönemdeki yazılışı Mîsâk-ı Millî ya da Millî Misak’tır. Ahd-i Millî ve Peymân-ı Millî olarak da ifade edilmiştir.

Misak-ı Milli Kelime Anlamı Nedir?

Misak antlaşma anlamına gelmektedir ve Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Misak, tarih ile ilgili çoğu kaynakta ve günlük yaşamımızda sıkça duyduğumuz bir kelimedir. Osmanlı Devleti’nde bir sürü misak yapılmıştır. Ulusal Ant ve Milli Yemin anlamına gelen Misak-ı Milli ise siyasi manifesto olarak tanımlanan altı maddeye sahip bir bildiridir. Bildiri içeriği I. Dünya Savaşı’nı bitiren barış antlaşmasındaki Türkiye’nin onayladığı asgari alandaki barış şartlarını kapsamaktadır. Özetle Misakı Milli, diğer adı Milli Misak, Türk Kurtuluş Savaşı manifestosu olan 6 maddelik açıklamadır.

Misak-ı Milli Nasıl Yazılır?

Türk Dil Kurumu’nun bitişik yazılan birleşik kelimeler kuralına göre Farsça kuralla oluşturulan sözler bitişik yazılır. Bu doğrultuda Misakı Milli’nin doğru yazılışı Misakımillî biçimindedir. Ancak 17 Şubat 1920’de halka açıklanan Misak-ı Milli kararlarının o dönemdeki yazılışı Mîsâk-ı Millî ya da Millî Misak biçimindedir. Ahd-i Millî ve Peymân-ı Millî olarak da dönemin gazete ve dergilerinde ifade edilmiştir.

Misak-ı Milli Kararları

Misak-ı Milli’nin maddelerine (kararlarına) gelecek olursak, sadece geçmişte değil günümüzde de zaman zaman eleştirilen bildiriyle ilgi tartışmalar hala sürmektedir. Fakat maddelerinde de görüleceği üzere görüşmelerde “o halde bunları söyleyenlerin sözlerini tutmaları gerektiğini, söz tutmanın namuslu insanlar için çok önemli olduğunu, bu sözlerin kişilikleriyle ilgisi kadar resmî bağlantı değeri de taşıdığını anlattı ve bu sözlerin tutulacağı kanaatini.” belirtilerek devletlerin eşitliği temelli Wilson İlkeleri’ne uyumlu olmasına özen gösterilmiştir. Misak-ı Milli kararları dönemin hukuki ve siyasi şartları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Her alanda tam bağımsızlık amaçlanmış, ulusal sınırlar çizilmiştir. Ülke bütünlüğü ve kayıtsız şartsız millet egemenliğinin tartışmaya açık olmadığı belirtilmiştir.

Misak-ı Milli Maddeleri

Madde 1- İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın güvenliğinin sağlanması şartı ile Boğazların dünya ulaşım ve ticaretine açılması için bizimle birlikte, ilgili devletlerin verecekleri kararlar geçerli olmalıdır.

Madde 2- Milli ve ekonomik gelişmemizi engelleyen siyasi, adli ve mali sınırlamalar (kapitülasyonlar) kaldırılmalıdır.

Madde 3- Arap topraklarının geleceği burada yaşayan halkın vereceği oylar ile belirlenmelidir.

Madde 4- Kars, Ardahan, Artvin, Batum (Elviye-i Selâse) ve Batı Trakya’nın hukuki durumunu belirlemek için halk oylamasını kabul ederiz.

Madde 5- Ülkemizdeki Hristiyan azınlıklara, komşu ülkelerdeki Müslümanlara tanınan haklardan fazlası verilemez.

Madde 6- Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı sırada (30 Ekim 1918) Türk askerlerinin koruduğu sınırlar içindeki Türk vatanının bütünü hiçbir biçimde parçalanamaz.

Misak-ı Milli’de Yer Alan Konular

  • Arap çoğunluğunun yaşadığı yerde halk oylamasının yapılması
  • Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) bölgesinde halk oylamasının yapılması
  • Batı Trakya’da halk oylamasının yapılması
  • İstanbul şehri ile Marmara denizinin güvenliğinin sağlanması
  • Boğazların dünya ticaret ve taşımacılığına açık kalması
  • Azınlıkların haklarının belirlenmesi
  • Kapitülasyonların kaldırılması
  • Borçların ödenmesi

Misak-ı Milli ve Boğazlar

Uluslararası olarak kullanıma güvenliği tehdit etmediği sürece açık olan Boğazlar’ın egemenliğine sahip olmak, sınırlar içerisinde olduğu için önemlidir. Eğer başka bir devletin kontrolü altında olduğu durumda yine iç işlerine karışılmış ve hatta ticaret de bu ulaşım ağı üzerinden sürdürüldüğünden ekonomide de bağımsızlık sağlanamamış olur. Ayrıca gerek savaş döneminde gerek günlük yaşamın düzenlenmesinde önemli rolü olan ekonomiye de dışarıdan müdahale edilmemesi gerektiği geçmişte verilen kapitülasyonlar sonucu batılan borç batağında yalnızca çırpınmakla sonuçlandığından bir daha böyle durumlara olanak tanımamak için kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması istenmiştir. Çünkü: ‘‘Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek manası ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir’’.

Misak-ı Milli ve Hatay

Hatay, Misak-ı Milli sınırlarından yer almasına rağmen ülkenin işgal edilmesinden sonra Türk topraklarından çıkmıştır. 1921’de imzalanan Ankara Sözleşmesi ile birlikte Hatay, Fransızlara bırakılmıştır. Ancak yapılan Ankara Sözleşmesinde Hatay’da bulunan yerli halka Türkçe konuşma ve Türk parası kullanma hakkı verilmiştir. Bunun en büyük nedeni bu bölgede yaşayan halkın büyük bir çoğunluğunun Türkler tarafından oluşmasıydı. Yapılan bu antlaşmada da Türkleri mağdur duruma düşürmemek için bu haklar verildi. Bölgede yaşayan halkın çoğunlukla Türkler tarafından oluşturulması sebebiyle Türklere fazlalıkla hak tanınmıştır.

Misak-ı Milli Azınlık Hakları

Misak-ı Milli’de azınlık hakları özetle şöyle belirlenmiştir. Osmanlı ülkesinde azınlıklara verilecek haklar, başka ülkelerdeki Müslümanlara verilen haklarla aynı olacaktır. İtilâf devletleriyle düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılmış olan antlaşma maddeleri çerçevesinde azınlıkların haklarına, bölgedeki ülkelerdeki Müslümanların da aynı haklardan yararlanması koşuluyla uyulacaktır.

Misak-ı Milli ve Ulusal Egemenlik

Kongrelerde ulusal egemenlik vurgulanırken Misak-ı Milli’de yer almamasının sebebi nedir? Açıklayalım. Milli Mücadele döneminde milletin örgütlenmesi için gerekli siyasi ve diplomatik adımların atılması gerekliydi. Bunun için Anadolu’nun dört bir yanında kongreler düzenlenmesi gerekiyordu. Kongrelerin düzenlenmesinde ulusal egemenlik ön plana çıkarılmıştır.

Milletim azim ve kararlılığını sağlamak, vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak da öne çıkan maddeler arasında yer almıştır. Bu nedenle asgari vatan toprakları olarak taviz verilmemesi gereken sınırlar Misak-ı Milli sınırları olarak belirlenmemiştir. Ulusal egemenlik kapsamında ilk olarak Anadolu içindeki işgalcilerin uzaklaştırılması söz konusu olmuştur. Ayrıca da Büyük Ermenistan ve Yunanistan hayallerini bertaraf edilmesi için özellikle uğraşılmıştır.

Misak-ı Milli, (Ulusal Ant), son Osmanlı Meclisi’nin 28 Ocak 1920 tarihinde son biçimini verip imzaya açtığı, 17 Şubat 1920 günü oylayarak kabul ettiği, temeli Erzurum ve Sivas Kongrelerince benimsenen ilkelere dayalı Türk ulusunun birliği ile yurdunun bütünlüğünü ve gelecekteki güvenliği ile gelişmesini amaçlayan karardır. Ancak o dönem saltanat yanlıları güçlü oldukları için onların tepkilerini hemen çekmemek için ulusal egemenlik vurgusu sonraya bırakılmıştır.

Misakı Milli Pdf

Misak-ı Milli’nin tüm maddelerini günümüz Türkçesine aktarılmış olarak aşağıdaki görsele tıklayarak pdf olarak inceleyebilir ve indirebilirsiniz.

Misak-ı Milli Maddeleri (3. 4. ve 5. Maddenin yazılı olduğu orijinal belge)

Misak-ı Milli Tavizleri

Misak-ı Milli‘de verilen tavizlerin başında Boğazların dünya ticaret ve taşımacılığına açık kalması ve Türkiye ile birlikte İtilaf devletlerinin de Boğazlarda söz sahibi olmasıdır. Bunun dışında verilen bir başka taviz ise Arap çoğunluğunun yaşadığı yerler kaybedilmiştir. Misak-ı Milli tavizleri arasında bir başka önemli olan ise Batı Trakya’nın kaybedilmesidir.

Misak-ı Milli’de Halk Oylaması

Misak-ı Milli’de halk oylaması yapılması istenilen yerler şunlardır;

  • Arap çoğunluğunun yaşadığı yerde halk oylamasının yapılması
  • Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) bölgesinde halk oylamasının yapılması
  • Batı Trakya’da halk oylamasının yapılması
Misakı Milli’de Halk Oylaması

 

Lozan Barış Antlaşması’nda Misak-ı Milli Kararları Neden Gerçekleştirilemedi?

Lozan Barış Antlaşması’nda Misak-ı Milli Kararlarının tam olarak gerçekleştirilememesinin nedenleri neler olabilir? sorusunu yanıtlayalım. Tarihte antlaşmalar karşılıklı tavizler verilecek oluşturulmuştur. Nitekim Lozan Barış Antlaşması imzalanırken de taraflar arasında taviz verilen noktalar olmuştur. Lozan Barış Antlaşmasıyla Sevr Antlaşması’nın Türklere bıraktığı Orta Anadolu ve Karadeniz kıyısından çok daha fazla alan Türk toprağı olmuştur. Misak-ı Milli hedefleri Hatay, Batum ve Irak sınırı dışında ulaşılmıştır. Sevr Antlaşması ile karşılaştırıldığında büyük bir başarı elde edilmiştir. Hatay, Batum ve Irak sınırı Lozan Barış Antlaşması’nda Türk tarafının tamamen karşı olduğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasına ve kapitülasyonların devam etmesine karşı taviz olarak verilmiştir. Ancak Türk tarafı bu tavizlerin peşin bırakmamıştır. İlerleyen yıllarda Misak-ı Milli’nin gerçekleştirilmesi için çaba göstermiştir. Nitekim Lozan Barış Antlaşması’nda anavatana katılamayan Hatay 1938 yılında Türkiye’nin bir parçası olmuştur.

Lozan Barış Antlaşması ve Misak-ı Milli’nin Ekonomi ile İlgili Maddeleri

Misak-ı Millî kararları ve Lozan Antlaşması’nın ekonomi ile ilgili maddelerini karşılaştıralım. Misak-ı Milli kararları, sunulduğu dönemde cumhuriyet ve demokrasi daha tam olarak yerleşememiş iken ülke refahı algısını vatandaşlar üzerine oturtmak adına alınan kararlardır. Misak – ı Milli’nin 6. Maddesi’nde ülkenin tam anlamıyla bağımsızlığa ulaşması gerektiği söylenmektedir. Bunun karşısında duran tüm engellerin yok edilmesi gerektiği de söylenmektedir. İlerleyen dönemde imzalanmış olan Lozan Antlaşması’nda ise bu madde daha net şekilde ifade edilmiştir. Kapitülasyonların kaldırıldığını ilan edilmiştir. Yani başından beri doğrultusunda gidilen amaca ulaşılmış, bu bağımsızlık sağlanmıştır.

Misak-ı Milli Haritası

Misak-ı Milli haritası aşağıdaki maddelere göre şekillenmiştir;

  • Arap çoğunluğunun yaşadığı yerde halk oylamasının yapılması
  • İtilaf Devletlerinin Mondros Ateşke Antlaşması sonrasında işgal edilen yerlerden çekilmesi
  • Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) bölgesinde halk oylamasının yapılması
  • Batı Trakya’da halk oylamasının yapılması
  • İstanbul şehri ile Marmara denizinin güvenliğinin sağlanması
  • Boğazların dünya ticaret ve taşımacılığına açık kalması

Ülke sınırlarının kuzeydoğu ve kuzeybatı tarafını çizebilmek için, gerekse Arap topraklarında orada yaşayan halkın oylamasına gidilmektedir. Bu aynı zamanda milli egemenlik dediğimiz halkın kendi kaderine kendisi karar vermesine de izin veren bir maddedir.

Osmanlı tarihi boyunca yapılan ıslahatlar, azınlıkları devlete bağlı tutabilmek için yapılan ayrıcalıklara da karşın bu konuda yeni Türk Devleti için yeni bir sayfa açılmasına karar verilmiştir. Dini, dili, ırkı, milleti, sınıfı, konumuna bakılmaksızın herkes eşit haklara sahiptir.

Günümüz Türkçesine aktarılmış Misak-i Milli Haritası (Misak-ı Milli Sınırları)

 

Not: Yukarıdaki Misak-ı Milli haritasının üzerine tıklayarak daha yüksek çözünürlüklü inceleyebilir ve indirebilirsiniz.

Misak-ı Milli Sınırları

Bildirinin geneline bakıldığında en çok eleştirilen 6. madde olmuştur. Çünkü Mondros Ateşkes Antlaşması ile çizilen sınırlar, asıl elde olan sınırların kısıtlanmış halidir. Daha fazlasının yani ait olan toprakların tamamının alınması yerine bazı tavizlerin verilmesi kabul edilmek istenmemiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal, yayılma değil savunma siyasetiyle “I. Dünya Harbi’nin sonuçları, devletimizin bir takım fedakarlığa katlanmasını zorunlu kılıyor. Buna göre devlet için millî, yeni bir sınır kabul ettik. Mütareke imzalandığı gün ordularımız fiilen bu hatta hakim bulunuyordu. Bu sınır, İskenderun Körfezi güneyinden Antakya’dan Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü güneyinde Fırat Nehri’ne kavuşur. Oradan Deyr-i Zor’a iner; Daha sonra doğuya kıvrılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır.” açıklamasını yaparak yeni sınırların ancak bu şartlarda çizilebileceğini açıklamıştır.

Misak-ı Milli Haritasına Göre Türkiye: 1. Batı Trakya 2. On İki Ada 3. Kars, Ardahan ve Batum 4. Halep Vilayeti 5. Musul Vilayeti 6. Deyr-i Zor Sancağı 7. Kıbrıs

Misak-ı Milli Tarihi

Birinci Dünya Savaşı’nda üstünde türlü oyunlar oynanan, toprakları paylaşılan, bağımsızlığını kaybeden hasta adam Osmanlı, savaştan sonra da pek farklı durumda değildir. Mondros Ateşkes Antlaşması’na rağmen işgaller devam etmektedir. İtilaf Devletleri artık iyice zayıflamış olan imparatorluk üzerindeki gizli planları yavaş yavaş uygulamaktadır. Rusya’nın sıcak denizlere inme hedefi, Boğazlar ve İstanbul egemenliği isteği; İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu hayalleri; İtalya ve Yunanistan’a vadedilen Ege toprakları işgal devletlerinin sürekli gözlemi altındadır. Yani tıpkı Garnier’in de dediği gibi ‘‘Ölüm döşeğindeki Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası büyük devletlerin iştahını kabartmaktadır’’. Yönetimde oluşan otorite boşluğu, dışarıdan müdahaleler, halkın içinde bulunduğu yoksulluk ve bitkinlik sonun başlangıcına işarettir.

İzmir’in işgali ve diğer devletlerle yapılan görüşmelerin sonuçlarının Osmanlı Devleti’nin aleyhine olması nedeniyle Anadolu halkının bağımsızlık hareketine destekleri artmıştır. Mustafa Kemal’in savaş sürecinden beri oluşturmaya çalıştığı farkındalık yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Ağustos ve Eylül 1919’daki Erzurum ve Sivas Kongreleri ile de milleti temsilen hükümet karşısına çıkacak kişiler de bu görüşmeler ışığında belirlenmeye başlamıştır. Halkın hemen hemen her şehirde oluşturduğu bağımsızlık hareketleri Kuvayi Milliye adı altında devam ederken toplanacak meclis için de bu hareket içerisinde olan millet vekilleri seçilmiştir.

Amasya Görüşmeleri’yle seçimlerin tamamlanmasıyla Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal, toplantıya hakkındaki tutuklama kararı nedeniyle İstanbul’a yalnız gönderilmediğinden bizzat kendisi gidememiştir. Bunun yerine bazı kararların alınması için gidebilecek diğer vekiller ile görüşmüştür. Onlardan meclis dağılırsa tekrar toplayabilme yetisine sahip olabilmek için kendisini başkan seçtirmelerini, mecliste direniş hareketlerini de temsilen Müdafa-i Hukuk adında bir grup kurmalarını ve Misak-ı Milli’yi kabul ettirmelerini istemiştir. Toplantı sonucunda Mustafa Kemal’in gerçekleşen tek isteği Misak-ı Milli’nin kabulü olmuştur. Saltanat makamının gücünden etkilenerek onu başkan seçmemişlerdir. Mücadeleye karşı fikirlerinin değişmesiyle Felah-ı Vatan (Vatanın Kurtuluşu) adında bir grup kurmuşlardır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi ve Misak-ı Milli

Mustafa Kemal’in hazırladığı 8 maddeden oluşan Misak-ı Milli kararları 22 Ocak 1920 tarihinde toplanan gizli Mebusan Meclisi oturumunda Trabzon vekili Hüsrev Sami tarafından Mebusan Meclisi’ne sunulmuştur. Fakat bazı maddelerde uzlaşmazlık çıktığı için yeni bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyonun maddeleri herkesin kabul edeceği uygun bir duruma getirilmesi kararı alınmıştır. Bu toplantıdan sonra Mebusan Meclisi Misak-ı Milli kararları ile ilgili yapacağı toplantıların hepsini gizli bir şekilde yapmıştır. 28 Ocak 1920 tarihinde Misak-ı Milli kararları komisyon tarafından mecliste kabul edilen haline getirilmiştir. Bu kararlar 17 Şubat 1920 tarihinde Mebusan Meclisinde oylanarak kabul edilmiştir. Misak-ı Milli’nin düzenlenen hali 6 maddeden oluşmaktaydı. Bu kararlar kabul edildikten sonra kamuoyuna açılmıştır. 16 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal ederek Son Osmanlı Mebusan Meclisini kapatmıştır.

Meclis-i Mebusan

 

Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde oluşturulan kurulun düzenlediği Misak-ı Milli Kararları ile Mustafa Kemal’in hazırladığı Misak-ı Milli Kararları arasında birtakım farklılıklar bulunmaktaydı. Bu farklılıklar şunlardır:

Mustafa Kemal’in hazırladığı Misak-ı Milli Kararlarında dünyada barışı korumak amacıyla kurulmuş olan Milletler Cemiyeti’ni destekleyen ve Milletler Cemiyeti’ne katınılmasını savunan bir görüş bulunmaktaydı. Fakat bu madde Düzenlenmiş Misak-ı Milli Kararlarında kaldırılmıştır. Mustafa Kemal’in hazırladığı Misak-ı Milli kararlarında Misak-ı Milli kararlarında belirlenen sınırlar altında yaşayan insanların ayrılık tanımadan aynı sayılacağı bir madde bulunmaktaydı. Fakat Mebusan Meclisi’nden geçen Misak-ı Milli kararlarında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gibi “Osmanlı İslam” toplumunun daha fazla hakka sahip olduğu bir madde bulunmaktaydı. Mustafa Kemal’in hazırladığı kararlarda diğer Müslüman topluluklar hakkında “özkardeş” diye hitap edilirken düzenlenmiştir. Misak-ı Milli kararlarında bu madde kaldırılmıştır. Bu değişimler de Mebusan Meclisi’ndeki tüm vekillerin Mustafa Kemal ile aynı fikirde olmadığını göstermektedir. Yani Mustafa Kemal’in ilkelerinden sapmalar olmuştur.

Misak-ı Milli Nasıl Kabul Edildi?

12 Ocak 1920’de tüm uyarılara rağmen başkent İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi, Misak-ı Milli’yi yani Türk Milletinin Bağımsızlık Beyannamesi’ni Edirne milletvekili M. Şeref Bey: “Efendiler. Beyler. Arkadaşlar. Millî Misâkımız’ın ittifakla kabulünü memlekete, millete, bütün dünyaya ilanını teklif ediyorum.” diyerek gizli oturumda ilan etmiştir. Misak-ı Milli, büyük oy çoğunluğuyla da mecliste kabul edilmiştir. Böylece sınırlar konusunda da kesin bir bildiri yayımlanmıştır. Daha sonra da basılıp dağıtılarak kamuoyunun da bilgisine sunulan bu metin, İtilaf devletlerinin tepkisini çekerek İstanbul’un işgal edilmesine sebep olmuştur.

Meclisin açılacağı duyurulduğunda, kendi aleyhlerine bir karar verilemeyeceğini düşünen İngiltere, bu tür bir organizasyonu öngöremediğinden Misak-ı Milli ilan edilene kadar engelleme çalışmalarına girişmemiştir. İlanla birlikte yapılan işgalin sonucunda doğal olarak meclis kapatılmıştır. Başkenti tehdit etmenin yanı sıra 16 Mart 1920’de Sevr Antlaşması imzalatılmaya çalışılmıştır. Dahası padişah tutuklanıp, dönemin eski ılımlı hükümeti istifa edince, Damat Ferit Paşa hükümet başkanı olmuştur. Bu halkın hükümetten daha da soğumasını sağlayarak onları Milli Mücadele’ye bir adım daha yaklaştırmıştır.

Çifte Saraylar – Cemile Sultan Sarayı

Misak-ı Milli’nin Amacı

Misak-ı Milli kararları ile Osmanlı İmparatorluğu resmen sona ermiştir. Bu kararlar yeni bir devletin kurulacağının habercisidir. Yapılan çalışmalar da yeni bir devlet kurma yönündeydi. Yeni bir devlet için temel koşulu ise toprağa sahip olmaktı. Misak-ı Milli kararlarında yeni kurulacak olan devletin sınırları net bir şekilde belirtilmiştir. Bu sınırlara doğu tarafında Kars, Ardahan ve Batum dahil edilmiştir. Güney sınır Hatay’dan başlayarak Irak’a kadar Kuzey Suriye’yi kapsamaktaydı. Irak topraklarından Musul, Erbil ve Kerkük de Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Batı sınırı ise Selanik’i de dahil edecek şekilde Batı Trakya’yı kapsamaktaydı. Ayrıca Kıbrıs adasının tamamı bu sınırlar içindeydi.

Misak-ı Milli’nin Sonuçları

Meclisin dağılmasıyla bazı mebuslar sürgün edilmiş, tutuklanmış, bazıları ise Anadolu’ya kaçmıştır. Bu da milli iradeye yapılan bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirilebilir. Anadolu’ya kaçan milletvekillerinin orada meclise girmeleri, meclisin Ankara’ya taşındığının göstergesidir. Mebuslar dışında halk tarafında da İstanbul’un kaybedildiğine inananlar olduğundan bu kesimlerin de Anadolu’ya geçmesiyle milli ruh daha da güçlenerek bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerlenmiştir. Her ne kadar işgal kuvvetleri yayımladıkları genelgede işgallerin geçici olduğunu (Bu durum Osmanlı Devleti’nin fiilen sona ermesi anlamına gelir), saltanatı desteklediklerini ve verilen emirlere uyulması gerektiğini vurgulasa da Milli Mücadele taraftarlarını suçlama amaçlarına ulaşamamışlardır. Sadece İtilaf Devletleri değil, Damat Ferit Paşa hükümeti de bu mücadeleye karşı olduğundan Kuvay-i Milliyecilerin hain olduğunu bildiren bir fetva yayımlatmışlardır.

Tüm bu karşı hamlelere yönelik olarak otorite boşluğundan dolayı halkı yönlendirebilecek olan Milli Mücadele’nin başarıyla sürdürülebilmesi için bazı tedbirler alınmıştır. Böylece yol haritası çizilmiştir. İstanbul’daki meclisten bazı mebusların tutuklanmasına karşılık olarak Anadolu’daki bazı İtilaf subayları da tutuklanmıştır. Milli iradeye oluşacak olası müdahaleleri engellemek için İstanbul hükümeti ile tüm ilişkiler kesilmiştir. Ve ‘‘…artık İstanbul Anadolu’ya hakim değil, tabidir.’’ diyerek Anadolu temelli bir hareket oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Anadolu’ya düşman gönderimini ve desteğini engelleyebilmek için bazı istasyonlar kapatılmıştır.

Misak-ı Milli’nin Önemi

Misak-ı Milli Kararları halkın iradesi sonucu ortaya çıkan ve kabul edilen bir maddedir. Aynı zamanda Misak-ı Milli Kararları Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesidir. Her şeyden önce bir meclis kararı olması Misak-ı Milli Kararlarının halkın kararı olduğunu gösterir. Türk milleti Misak-ı Milli Kararları ardından bağımsızlık duygusuna sahip bir millet haline gelmiştir. Tam bağımsız bir ulus olarak hakkı olan şeyleri bu kararlar ile alma girişiminde bulunmuştur. Misak-ı Milli Kararları demokratik kararladır. İlerleyen yıllarda Mustafa Kemal’in ve Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin dış politikadaki tutumları da bunu desteklemektedir.

Misakı Milli Kararlarının Kurtuluş Savaşı Açısından Taşıdığı Önem

Sonuç olarak Mustafa Kemal, tüm yaptıklarıyla, Anadolu’da parlayan bağımsızlık ateşlerinin yani Türk halkının kendi egemenliğini ve geleceğini kendisi yazacağını ve istiklal için din, dil, ırk, millet ayrımı yapmadan birlikte hareket edileceğini “...Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti… O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!.” sözleriyle de vurgulayarak Kurtuluş Savaşı’nın lideri olmuştur. Bu mucizenin yaşanmasına öncülük ederek Türk milletinin kahramanlığını da görmemizi sağlamıştır.

Uzun bir sürecin, çeşitli görüşmelerin, alınan kritik kararların sonucunda oluşturulan Misak-ı Milli ise halkın büyük zaferi ve yeni Türk Devleti’nin temeli Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik dayanağıdır. Ayrıca kuşkusuz ki milli egemenliğin devamlılığının ve mücadelenin motivasyonunun da en önemli kaynağıdır. Ek olarak da ilk kez Londra Konferansı’nda dünyaya duyurulan Misak-ı Milli, Lozan Konferansı’nda resmen kabul edilerek bağımsız yeni Türkiye’nin varlığı uluslararası alanda da tanınmıştır.

Misak-ı Milli Belgeseli

Misak-ı Milli kararlarının 98. yıldönümüne özel olarak Türk Tarih Kurumu tarafından Misak-ı Milli’nin kabul edilişinin kahraman şehitlerimizin anısına bir belgesel hazırlanmıştır. Yaklaşık 5 dakikalık bu belgeseli aşağıdaki videoya tıklayarak izleyebilirsiniz.

yorum Yap